Eyvan nedir?

Farsça bir kelime olan Eyvan, Türkçe'ye Arapça'dan gelmiştir. Binaların ortasında yer alan ve iç avluya açılan ayrıca üç tarafı kapalı, üzeri tonoz ile kapalı mekana Eyvan denir. Eyvan, İran ve Orta Asya’dan ortaya çıkmıştır. Cami, medrese ve bazı binaların evlerinde rastlanır.

İlk defa 1.yüzyılda Mezopotamya mimarisinde görülmüştür. 2. Yüzyıldan itibaren Part ve Sasani mimarilerinde kullanılmıştır. Partlar ve Sasanilerde tören avlusu olarak kullanıldığı görülmüştür. İslam dünyasında ise daha çok yazlık medrese, yazlık dershane olarak kullanılmıştır.

Selçuklu döneminde yaygın olarak kullanılmaya başlanan eyvan, bir evde 2-3 adet görülür. Klasik Osmanlı döneminde ise eyvan tamamen kaldırılmıştır. Gazneniler döneminde Şii tehlikesini bertaraf etmek için Sünni idare ve tahsil kurumu olarak geliştirilen medreselerde ayrıca bölge halkının evlerinde eyvanlara rastlamak mümkündür.

1135 tarihinde yapılan Zevvare Cuma Camii'nde cami mimarisine dahil edilen eyvan, İran ve Orta Asya mimari için dönüm noktası olmuştur. Selçuklulardan sonra eyvan, İlhanlılar, Safeviler ve Timurlular kullanmaya başlamıştır. Osmanlılarda ise klasik eyvan modeline rastlansada daha çok bir tarafı açık kubbeli yapılar olarak karşımıza çıkar.

eyvan

1472 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından eyvanlar yaptırılmıştır. Bu eyvanlar, çevresindeki alanda tertip edilen yarışmaları takibi için vardır. Köşkün cephesi revaklıdır ve yan yüzlerindeki fazla derin olmayan eyvanlar cephelere hareketlilik verirken binanın ihtişamını da arttırmıştır.

İslam aleminde Eyvan-ı Kisra veya Tak-ı Kisra, Bati'da Ktesifon Kemeri (Arc de Ctesiphon) adıyla bilinen taht eyvanının kalıntısı büyük bir şöhre­te sahiptir. İslam fethinden sonra cami olarak kullanıldığı bilinen binanın orta­sında yer alan 43.5 m. derinlik, 25,5 m. genişlik ve 35 m. yüksekliğindeki bu de­vasa eyvan müslüman sanatkarlar ka­dar hükümdarları da etkilemiş ve özel­likle saray mimarisi için fikir alınan bir kaynak teşkil etmiştir.

Partlar'la Sasaniler'in saray ve mabed-lerinde tören salonu olduğu anlaşılan eyvanların İslam saraylarında da bu ga­yeye hizmet ettiği sanılmakta ve tarihi kayıtlarda eyvan kelimesinin "tören ve kabul salonu, kasır ve saray" anlamla­rında da kullanılması bu görüşü doğru­lamaktadır. Ancak İslam mimarisinde eyvanın daha çok medreselerde yazlık dershane ve bimaristanlarda yine yazlık teşhis ve tedavi mekanı olarak tercih edildiği görülmektedir.

Çünkü sıcak ve kuru iklime sahip bölge mimarilerinin temel elemanını teşkil eden eyvanın gölgeli ve serin olduğu kadar açık hava ile de temas sağlayan bir düzeni bulunmak­tadır. Orta Asya ve İran'ın özellikle mes-cid-i cum'a planlarında üstü kubbeli mih­rap önü mekanının avluya açıldığı kısım­da çok haşmetli biçimde yükselen kıble eyvanları ise özellikle uzaktan kıble isti­kametini göstermek ve mihrabın öne­mini vurgulamak amacıyla yapılmıştır.

Emevi kasırlarında ve Abbasi sarayla­rında benzer teşkilatlara rastlanmakla beraber İslam mimarisinde eyvan kullanı­mı tam anlamıyla ancak X. yüzyıldan son­ra görülmektedir. Mevcut bilgilere göre en erken tarihli örnek Neyriz Mescid-i Cum'ası'nda karşılaşılan eyvandır ve bu ilk örnek, binanın eski bir Sasani eseri ol­duğunu savunanların itirazlarına rağmen İran ve Orta Asya İslam mimarisi için önemli bir merhale teşkil etmektedir. İslam mimarisi içinde eyvanın yaygınlık ka­zanması güçlü Türk devletlerinin kurul­masıyla yakından ilgilidir.

XI ve XII. yüz­yıllar Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklu-lar'ın Orta Asya, Horasan, İran, Irak ve Suriye üzerinde Türk kimliğini tesis ettik­leri bir devir olurken aynı zamanda ey­vanın değişik biçimlerde mimariye dahil edildiği süreci oluşturmuştur. Yapılan araştırmalar, bu mimari elemanın özellik­le Gazneli sarayları ile Karahanlı ribat ve kervansaraylarında mükemmel bir bi­çimde uygulandığını göstermektedir.

Eyvan kullanımının doruğa çıktığı dev­rin başlangıcı cihanşümul bir devlet olan Selçuklular'ın hakimiyetine rastlar. Gaz­neliler devrinde Şii tehlikesini bertaraf etmek için bir Sünni idare ve tahsil ku­rumu olarak geliştirilen medreselerde. bölge halkının içinde yaşadığı evlerde görülen merkezi bir avluya açılan dört eyvan planının kullanılmaya başlanması eyvanın dini ve sivil mimarideki önemini arttırmıştır.

Gaznetiler'in XI. yüzyıla tarihlenen Leşker-i Bazar Sarayı'nın gü­ney kasrı kalıntılarında tesbit edilen dört eyvanlı plan, böylece sarayların ve evle­rin dışında diğer bir önemli müessesey­le de irtibat haline getirilmiş, 1135 ta­rihli Zevvare Cuma Camii'nin inşasıyla da cami mimarisine dahil edilmiştir. Zev­vare Cuma Camii'nde, yanlarda kanat­ları bulunan mihrap önü kubbeli cami planıyla birlikte uygulanan dört eyvanlı medrese planı İran ve Orta Asya için bir dönüm noktası teşkil eder.

Zamanla bu plan bölgeyi tamamen etkisi altına almış ve ilerleyen asırlar içinde vücuda getiri­len önemli yapıların hemen hepsinde uy­gulanmıştır. Ulug Bey Medresesı'nin ana eyvanı Bunara Selçuklulardın batıya doğru yayılma­sıyla Anadolu'ya giren eyvanın cami mi­marisinde pek tercih edilmediği görül­mektedir. Bilinen tek örnek, 621 (1224) tarihli Malatya Ulucamii'nin mihrap önü kubbeli mekanına açılan eyvan teşkila­tıdır. Anadolu'da bu mimari unsura, ca­milerin aksine kapalı ve açık medrese­lerle bimaristanlarda çok sık rastlan­maktadır.

Genellikle tek, çift veya üç ey­vanlı planların görüldüğü medreseler arasında XIII. yüzyıla ait Kayseri'deki Çif­te Minare, Sivas'taki Gökmedrese, Buru-ciye Medresesi ve Çifte Minareli Medre­se ile Erzurum'daki dört eyvanlı Çifte Minareli Medrese, Anadolu'daki eyvan kullanımının en üstün örneklerini sergi­lemektedir. Bu binalar dışında kervan­saraylar da eyvanlara rastlanan yapılar arasında dikkat çekmektedir.

Anadolu Selçuklu ve İlhanlı eserlerinin dışında Beylikler dönemine ait medreseler ara­sında da genel olarak tek eyvanlı örnek­lere rastlanmaktadır. Büyük Selçuklulardan sonra İlhanlılar ve özellikle Timurlular'la Safeviler tara­fından İran ve Orta Asya'da ısrarla kul­lanılan eyvan, Semerkant'taki Bibi Ha­nım Camii ile İsfahan'daki Mescid-i Şah ve Medrese-i Mader-i Şah gibi abidevi yapılar içinde daima en ihtişamlı bölüm­leri teşkil etmiştir.

Orta Asya ve İran'­dan tesirler alan Hint İslam mimarisin­de ise dört eyvanlı planın ve eyvan ör­neklerinin hem daha az sayıda, hem de mahalli tesirlerin güçlü etkisi altında farklı mimari elemanlarla birlikte çeşitli değişikliklere uğratılmış olarak kullanıl­dığı görülmektedir. Eyvan, Selçuklu tesiriyle Irak ve Suri­ye'de özellikle Zengiler döneminde geli­şen medreselerin yanı sıra darülhadislerle bimafistanlarda da önemli bir mi­mari eleman olarak yer almıştır. En er­ken örneğini 1136 tarihli Busra Gümüştegin Medresesi'nin teşkil ettiği eyvanlı medrese planı Eyyubiler tarafından Mı­sır'a taşınmıştır.

Suriye'de Zengiler dö­nemine ait eyvanlı binalar arasında Şam'­daki Nureddİn Eyvanlı Eyyubi binaları arasında, el-Melikü's-Saüh Eyyub'un Kahire'deki 640-641 (1242-1243) tarihli medresesi önemli bir yere sahiptir. Birer eyvanı bulunan karşılıklı iki blok­tan meydana gelen bu medrese özellikle daha sonraki Memlüklü medreseleri için bir Öncü olmuştur.

Bu tarihlerde Irak'ta inşa edilmiş olan eyvanlı binaların hiç şüphesiz en güzeli ve en önemlisi, Ab­basi Halifesi Müstansır'ın yaptırdığı 630 (1233) tarihli Müstansıriyye Medresesi'dir; Bağdat'ta bulunan medrese üç ey­vanlı abidevi bir binadır. Memlükler, Mı­sır'da Eyyubiler'i takip ederek bugün eyvanlı medrese ve bimaristan]arın en büyük örnekleri arasında yer alan muh­teşem eserler bırakmışlardır.

Sultan Kalavun tarafından Kahire'de inşa ettiri­len 1284 tarihli Kalavun Bimaristanı'nın dört eyvanlı planı, oğlu el-Melikü'n-Nasır Muhammed'in yaptırdığı Nasıriyye Medresesi"nde gelişmiş. 1357-1362 ta­rihli Sultan Hasan Medresesi'nde ise en üstün şeklini almıştır. Osmanlı mimarisinde eyvan olarak ad­landırılan bazı elemanlara rastlanmak-taysa da bunların hepsine klasik anlamda eyvan demek mümkün değildir. Üstü to­noz örtülü olan eyvanların yerine Osman­lılar bir tarafı açık kubbeli bir mekan tü­rü geliştirmişlerdir.

Özellikle erken Os­manlı mimarisinde görülen ve XVI. yüz­yıl başlarından itibaren ortadan kalkan bu tip mekanlara, aynı döneme ait gerçek anlamda eyvan denebilecek bir iki örnekle birlikte rastlanması Osmanlı mi­marisinin kökleriyle kurulan irtibatın bir neticesidir. Bu tür eyvanlar, erken devir­de sıkça yapılmış olmasına rağmen za­manla terkedilen zaviyeli camilerle med­reseler ve diğer bazı mimari türlerde or­taya çıkmaktadır.

Zaviyeli medreseler arasında klasik tarz tonozlu eyvan kul­lanımına örnek olarak, Orhan Gazi dev­rine ait tartışmalı bir eser olan ve Bey­likler devri medreselerinin genel özellik­lerini sergileyen Bursa'daki 749 (1348) vakfiye tarihli Lala Şahin Paşa Medre­sesi gösterilebilir. Bu yapıda girişin hemen ardındaki kubbeli merkezi meka­na derin beşik tonozlu bir eyvan açıl­makta ve molla odaları avlu yerine ge­çen kubbeli mekanla bu eyvanın yanla­rında yer almaktadır.

Eyvan düzenlemeli Osmanlı yapıları arasında, İran mimari anlayışına yakın diğer özellikleriyle de dikkat çeken İstanbul'daki Çinili Köşk önemli bir örnek teşkil etmektedir. 1472 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından, çevresindeki alanda tertip edilen yarış­maları takip etmek İçin yaptırılmış olan köşkün cephesi revaklıdır ve yan yüzle-rindeki fazla derin olmayan eyvanlar cephelere hareketlilik verirken binanın ihti­şamını da arttırmıştır.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç